Hastalıklar ve Gunce..


Haber bülteni üyeliği



Ziyaret Bilgileri

[ Cum, 22 Ağu 2014 ]
Toplam 244 ziyaret
129 benzersiz ziyaretçi

evdehastabakimi » AİDS NEDİR VE EVDE AİDS TESTİ
Bookmark and ShareSuchmaschinenoptimierung mit Ranking-Hits

 Dünya 2003 yılını 40.000.000 HIV taşıyıcısı ile karşılamaya hazırlanıyor. Bunların 3 milyonu 15 yaş altındaki çocuklar. Geçtiğimiz yıl 5 milyon kişinin bedenine daha HIV virüsü yerleşti. Bu her 10 dakikada yeni bir insana virüsün bulaşması anlamını taşıyor.Dünya Sağlık Örgütü rakamları sadece geçtiğimiz yıl 3 milyon insanın yaşamını AIDS nedeniyle yitirdiğini ortaya koyuyor. Salgının başından bu yana ölen insan sayısı ise 25 milyon.Bu rakam İsviçre'nin nüfusunun üç katından fazla.Bulaşmanın en yoğun olduğu kıtalar, 28,5 milyon HIV'li nüfusla Afrika. Acı olan, Afrika'da sadece 50 000'den az insanın virüse etkili olan ilaçları kullanabilme şansının bulunması.Güney Afrika'da gebe kadınlar arasında HIV-virüsü taşıyanların oranı 2000 yılında % 24,5'a ulaştı.Uzmanlar Afrika'da umulan ortalama yaşam süresinin 62 olmasını beklerlerken, bu sürenin 47 yaşa gerilediğinden söz ediyorlar.Güney ve Güney Doğu Asya'da 5,6 milyon HIV-pozitif yaşıyor. Örneğin Çin'de 2000 yılı sonuna dek 600 000 olduğu bilinen olguların 1 milyonu aştığı saptandı. Çok hızlı bir yayılım ise Doğu Avrupa'da gözleniyor. Burada da 1 milyon HIV-pozitif var. Estonya ve Özbekistan'da salgın sıçrama yaparken, Ukrayna'da virüs taşıyanların sayısı çeyrek milyonu aştı. HIV ile infekte olgular Rusya'nın her kentinden bildirilir hale geldi.


Etkili eğitim kampanyalarına karşın, gelişmiş ülkelerde de tehlike silinmiş değil. Yoğun eğitim kampanyalarının yerini yeniden umursamazlığa bırakmasından endişe ediliyor.Bu ülkelerde yaşayan azınlıklar, göçmenler, ayrımcılık ve dışlanma nedeniyle korunmayı öğreten kampanyalardan ve tedavi olanaklarından yeterince yararlanamıyorlar.Bir çok Türkün ikinci vatanı Almanya'da halen 37 000 HIV taşıyıcısı yaşıyor.Salgının başından bu yana Almanya'da yaklaşık 60 000 insan virüsü bedenine aldı, 18 000'i AIDS nedeniyle öldü. Alman AIDS-Yardımlaşma Örgütü "Deutsche AIDS-Hilfe e.V." son yıllarda göçmenler arasında HIV-infeksiyonu oranının arttığını bildiriyor ve Alman olmayan HIV-pozitiflerin bu ülkede ne yazık ki "yardıma gereksinimi olan insan"lar değil, "bulaşma kaynağı" olarak görüldüklerine işaret ediyor. Dil güçlüğü, aşağılanma onların bilgiye, tedavi olanaklarına ulaşmalarını engelliyor. İsimsiz ve ücretsiz test yapan merkezlere güven duyarak başvuramıyor, başvurup pozitif test sonucu ile karşılaşanlarsa durumlarını açıklayamıyorlar. Bir çoğu ancak HIV-pozitiflik AIDS'e dönüştüğünde, yani ağır hastalık belirtileri ortaya çıktığında doktora başvuruyorlar. İlticacıların durumları ise büsbütün güç.Tıbbi açıdan son derece sınırlı bir bakım alıyorlar, yani uygun bir bakım alma şansları yok. Durumlarının anlaşılmasından, ülkelerine geri gönderilmekten, orada tıbbi bakımdan büsbütün yoksun kalmaktan çok korkuyorlar.

Birleşmiş Milletler'in AIDS organizasyonu UNAIDS, "HIV-pozitif ve AIDS olanların aşağılanması, damgalanması onların insan haklarının çiğnenmesidir" diyor ve 2002 yılının sloganını "Yaşa ve yaşat!" olarak açıklıyor. Dünya üzerinde HIV/AIDS ile yaşayanların çoğu gelişmekte olan ülkelerde.Onların çoğu pahalı AIDS ilaçlarına ulaşmayı hayal bile edemiyorlar. Almanya AIDS Yardımlaşma Örgütü de, ülkesindeki göçmenlerin, ilticacıların, geniş anlamda ise HIV'le yaşan dünya nüfusu içerisindeki çoğunluğun, yani AIDS ilaçlarına ulaşmayı hayal bile edemeyenlerin durumlarına dikkat çekmek amacıyla bu yılın sloganını "Dışlama hasta eder!"olarak belirledi. Çünkü çok iyi bilinir ki aşağılama, ruhsal durumu sarsar, insanın kendisini kötü hissetmesine yol açar, bu da bedene zarar verir. Dışlama yaralar ve korku uyandırır, bu da sağlığı bozar. Ancak kendisini önemseyen, kendisi ile barışık insan, kendisini korumayı düşünebilir. Bu nedenle dışlama tutumu, korunma kampanyalarına da zarar vermektedir. Yaşamak için yeterli parası olmayan, sürekli itilen insan, AIDS konusu ile ilgilenemez.


Almanya'da AIDS Yardımlaşma Örgütü bu yıl 1 Aralık Dünya AIDS Günü kampanyasını Güney Afrikalı zenci bir baba ile Heidelbergli bir annenin kızı olan ünlü Soul-şarkıcısı Joy Denalane ile yürütüyor. Denalane, ailesinin aşıladığı tüm özgüvene karşın, doğduğu ülke Almanya'da derisinin rengi nedeniyle aşağılandığını, dolayısıyla bu duygunun yaralayıcılığını çok iyi tanıdığını anlatıyor.Her beş erişkinden birinin HIV taşıdığı baba vatanı Güney Afrika'nın Kap kentinde yaşayan AIDS'lilere yardım amaçlı bir kampanyaya destek olunması çağrısında bulunuyor. Güney Afrika'da insanların on yıllarca Apartheid yaşamaları, bu nedenle günümüzde de inanılmayacak ölçüde yoksulluk içinde olanların bulunması, bu da yetmezmiş gibi bir de AIDS'e yakalanmaları yüreğini burkuyor Danelane'in. Sanatçı duyarlılığı ile şu doğruya işaret ediyor: "Aşağılamanın önemli nedeni, yabancı olandan korkmaktır. Örneğin HIV'den. Korkunu içine gömersen, bu hoşgörüsüzlüğe yol açar. Korkunu dizginleyebilirsen, doğru yoldasın demektir: İlgi, tolerans, anlayış egemen olur!"

AIDS'in etkeni kabul edilen HIV adlı virüsün yol açtığı infeksiyonun tedavi edilmesinde son yıllarda önemli bir yol alındı. İlaçları kullanabilen HIV-pozitifler, bedenlerinde AIDS tablosunun patlak vermesi olasılığını oldukça ileri itmiş oluyorlar. Örneğin yüksek gelirli ülkelerde yaşayan yaklaşık 1,5 milyon insanın HIV taşımakta olduğu, fakat bu etkili terapilerden yararlanabildikleri için üretken nüfus içerisindeki yerlerini koruyabildikleri biliniyor. Ancak çoklu ilaç tedavisi esaslı bu terapi türleri ile hastalığın ne süreyle dizginlenebileceği çok açık değil. Çok yüksek dozlarda çok uzun süre, çok düzenli bir şekilde kullanılması gereken, ama çoğunlukla düzenli kullanılamayan ilaçlara direnç gelişmesinden, böylelikle tedavinin etkisiz kalmasından korkuluyor. İlaçlar son derece pahalı. Zengin ve fakir ülkeler arasında tedavi olanaklarının adil hale getirilmesi için geniş çaplı bir ortaklığa gereksinim var. Yoksul insanlar, farma-endüstrilerine müşteri olamıyorlar. Bu da dışlamanın, dışlanmanın bir türü. Uluslar arası AIDS Topluluğu'nun Başkanı Joep Lange, "Afrika'nın en ücra köşelerine soğuk kola ve bira götürebiliyorsak, ilaç da götürebilmeliyiz!" sözleriyle dile getiriyor tepkisini.

Hastalıkla mücadelede dayanılacak sadece iki gerçek var: Tıbbi bakım koşullarını iyileştirmek ve insanları davranışlarını gözden geçirmelerini sağlayacak ölçüde bilgilendirmek. Oysa 20 yılı aşkın süredir hastalıkla mücadele edilmesine karşın, bazı ülkelerde AIDS'in adını duymamış insanlar yaşıyor. Hastalığın vurduğu esas kesim olan genç nüfusa ait milyonlarca genç bu konuda hala çok az şey biliyor, bildiklerini sandıkları şeylerse yanlışlar. Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF ve UNAIDS, 2 Temmuz 2002'deki ortak basın bildirisinde gerçeği şöyle özetledi: "Gençler nasıl korunacaklarını bilmiyorlar!". Trajik sonuç ise onların aşırı derecede salgına yem olmaları. Yeni gerçekleşen bulaşmaların yarısı 15-24 yaş arasındaki insanlarda görülüyor. Dünya üzerinde her gün 6 000 genç insana HIV bulaşıyor. Uzmanlar HIV'in tedavisinin aylık 1000 Amerikan Doları gerektirdiğini, oysa 8 Amerikan doları harcayarak bir insanı korumanın mümkün olabileceğini söylüyorlar. Bunun için gençlere bilgi ve danışmanlık sağlanması, bu hizmetlerin dostluk görecekleri bir atmosferde verilmesi, HIV-Testi'nin danışmanlık hizmeti verilerek isimsiz ve ücretsiz yaptırılabileceği merkezlerin oluşturulması, HIV/AIDS ile yaşayan genç insanların işe alınması, en çok risk altındaki gençlere ulaşılması önemli.

Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından biraraya getirilen bir grup uluslar arası uzman tarafından hazırlanan, 12 önemli önleme yöntemine dayanan "2005 Geniş Müdahaleler Paketi" önemli bir umut . Bu önlemlere uluslar arası ölçekte kuvvetle sahip çıkıldığında yeni bulaşmaların önünün %64 oranında kesileceği, yani her yıl gerçekleşebilecek 4 milyon yeni bulaşma olgu sayısının 1,5 milyona düşürülebileceği ümit ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü/UNAIDS 4 Temmuz 2002 tarihinde ortak basın bildirisi ile bu paketi açıklarken, bildirgedeki bir çok maddenin yazarlarından, UNAIDS uzmanı Neff Walker "Bu müdahaleler olmazsa 10 yıl sonra 45 milyondan fazla yeni infeksiyon görmek mümkün olacaktır" diyordu. Programda temel alınan önleme yöntemleri ise hastalığı anlatan kampanyalar, kondomların tanıtımı ve dağıtımının kamu sektörünce de üstlenilmesi, gönüllü danışmanlık ve test programları, anneden çocuğa bulaşmanın engellenmesi, okul tabanlı ve okul dışı gençliğe, işyerlerine yönelik eğitim programları, cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavisi, seks tacirleri hakkında uyarıcı eğitim, eşcinsel ilişkilerin ve uyuşturucu kullanımının riskleri hakkında bilgilendirme çalışmaları.

Birkaç ay önce 7-12 Haziran 2002 tarihleri arasında XIV.Dünya AIDS Kongresi gerçekleştirildi. 145 ülkeden bilimadamlarının, klinisyenlerin, hasta dayanışma örgütlerinin ve hastaların imzasını taşıyan 11 000 bildiri başvurusu (sadece 3 000'i sunuşa kabul edildi) yapıldı kongreye, 15 000 kişi kongreyi izlemek üzere hazır bulundu. Üzücü yön, bütün çabalara karşın etkili bir aşı üretme sonucuna ulaşılamamış olmasının anlaşılmasıydı. Bugüne değin en büyük çaplı aşı araştırmalarını yürüten VaxGen Firması iyimserdi, araştırmasının ilk sonuçlarının 2003'ün son üç ayı içerisinde açıklayacağını duyuruyordu. Ancak kongre esnasında çıkarılan SCIENCE adlı bültende Amerikan Ulusal sağlık Enstitüsü-NIH'dan David Baltimore'un, bulunacak HIV aşısına lisans alınmasının 10 yıl sürmesinin beklendiğini belirtmesi oldukça düşündürücüydü. İnfeksiyonun seyrini etkilemekle yetinmeyip, infeksiyonu önleyecek nitelikte bir aşı umudu ise oldukça uzak görünüyordu.Kongre ilaç fiyatlarının aşağıya çekilmesi için ısrarlı, isyankâr taleplere sahne oldu. Bu açıdan kongrenin bilimsel ağırlıklı değil, politik nitelikte bir kongre olduğu, bunun da doğal ve doğru olduğu düşünüldü. 650 000 HIV/AIDS'linin yaşadığı Tayland, çaresizliğin ateşlediği bir yaratıcılıkla üç ayrı firmanın ilacını GPO-VIR adlı tek tablette toplayıp, patent hakkını dışlayan bir üretime geçmiş, tek tabletin fiyatını 46 Cent'e çekmeyi başarmıştı. Oysa bu bileşimde yer alan bir ilacın tek tabletini Almanya'da en az 100 katı ücret ödeyerek satın almak mümkündü. İki yıl sonra Bankong'da toplanacak XV.Dünya AIDS Kongresi'nde dile getirilen protestoların değişime yol açtığını gösterecek sonuçlarla karşılaşmak ümit ediliyor.

Haziran 2002 sonu itibariyle Sağlık Bakanlığı'na 1429 HIV/AIDS olgusu (998 taşıyıcı, 431 hasta) bildirilmiş ülkemize başımızı çevirdiğimizde, cinsel yönden aktif genç, ama eğitim düzeyi düşük bir nüfus yapısına sahip oluşu, 10 milyon civarında turisti ağırlayacak çapta güçlenen turizmi, yurtdışında yaşayan, çalışan, okuyan, ülkemizle temasta önemli bir nüfusa sahip olması, Balkanlar, Orta Asya ve çevre ülkelerden göç almakta oluşu, komşu ülkelerde salgının atağa kalkmış olması ile salgının ciddi anlamda tehdidi altında olduğunu görüyoruz.Ülkemizde gerçek HIV/AIDS olgu sayısının Sağlık Bakanlığı'na bildirimi yapılan 864 olgunun çok üzerinde olduğu hemen hemen tüm uzmanlar tarafından kabul edilmekte ve gerçek sayının, bildirimi yapılanların 50-100 katı daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. Çünkü ülkemizde ağırlıkla sadece kan vericileri taranmaktadır. Ücretsiz danışmanlık alarak, test yaptırılabilecek merkezler azdır. Toplumda HIV-pozitif ya da AIDS olmak, panik yaratıcı olma özelliğini koruduğu için insanlar böyle bir test yapmaya yanaşmamakta, özel merkezlerde test yaptırıp pozitif sonuçla karşılaşanlar gizlenmeyi seçtikleri gözlenmektedir. Uzmanlarımız, AIDS tablosu içerisindeki belirtilerle hastaneye yatmış, ama HIV açısından durumu incelenmeyerek, yani bu olasılık atlanarak taburcu edilmiş pek çok olgu bulunduğu düşüncesini taşıyorlar. Ayrıca uzmanlar, ülkemizde olguların AIDS aşamasında, yani uzun HIV-pozitiflik süreci sonunda hastalık belirtilerinin patlak verdiği evrede hastanelere başvurduklarını belirterek, bu insanların hastalık belirtileri patlak vermeden önce yıllar sürebilen uzun dönemde, durumlarının farkında olmadıkları için bulaştırıcı olarak yaşadıklarına, bunun toplumumuz için taşıdığı büyük tehlikeye işaret ediyorlar.

Ülkemizde en çok olgu İstanbul'da görülmüştür. Bunu yoğun turizm hareketlerinin yaşandığı İzmir ve Antalya gibi turistik yöreler izlemektedir. Yaşamlarının AIDS nedeniyle nasıl da derinden sarsıldığına tanıklık ettiğim, tatil köyünde çalışan eşinin bir turistle kurduğu cinsel ilişki aracılığıyla HIV kapması ardından bulaşma yaşayan, daha önceki yıllarda doğmuş çocuğu sağlıklı, onu hayatta annesiz-babasız bırakmak zorunda kalacakları korkusuyla kıvranan HIV-pozitif anne örneği, ülkemizde ne yazık ki artacak görünmektedir. Bu örnek, sayısı pek çok ev kadını kimlikli, sadece eşine bağlı yaşamakta olan kadınlarımızın, hatta doğacak çocuklarının kaderlerinin, bilinçsiz eşleri tarafından karartılabileceğini göstermektedir. Hekimlerimiz, ülkemizdeki olguların büyük çoğunluğunun (İstanbul için %75) sosyal güvenceden yoksun, eğitim düzeyi düşük kişilerden oluştuğuna dikkat çekmektedirler.

17-18 Ekim 2002 tarihleri arasında İzmir'de AIDS ile Mücadele Derneği, Dokuz Eylül Üniversitesi ve İzmir Valiliği'nin işbirliği ile toplanan 6.Türkiye Ulusal AIDS Sempozyumu, UNAIDS'in çağrısı paralelinde gençlerin sorunlarını vurgulamaya yöneldi. Sempozyumun sloganı, "Gençler Nereye Başvursun?" olarak belirlenmişti ve Türkiye'de AIDS ile mücadelede ilk sivil toplum kuruluşu AIDS ile Mücadele Derneği'ni kuran (kuruluş 1991) Prof. Dr. Melahat Okuyan, bu başlığı taşıyan konferansında devlet yetkililerine yıllardır savunduğu ve yaşama geçirmeye çalıştığı modele destek vermeleri çağrısında bulundu: Yurt sathına en geniş şekilde yayılmış sağlık ocakları birer AIDS Danışma Merkezi olarak hizmet vermeliydi. Bu ocaklarda, fazla masraf gerekmeden, gençlerin cinsel sorunları hakkında ücret ödemeksizin başvurabilecekleri birimler oluşturulabilir, gençler buralarda AIDS konusunda eğitilebilirlerdi. Ülke koşullarını iyi tanıyan, gerçekçi çözümler üretmeye çalışan Prof.Dr.Okuyan, bağımsız merkezler kurabilmenin büyük kaynaklar gerektireceğinin farkındaydı. Ama varolan sağlık ocaklarındaki görevlilerin bu konuda eğitilmeleri ve organize edilmeleriyle, uygun hizmet birimleri yaratılabilirdi. Prof. Okuyan'ın özgün ve yıllardır yaygınlaştırmaya çalıştığı bir projesi de, ortaöğretim kurumlarının konuya en yakın dallardaki öğretmenlerini eğiterek, okullarda bu konuda sürekli eğitim verecek, etkinlik yapacak birimler oluşturma düşüncesiydi. Sempozyumda, bu alanda bugüne kadar yapılanlar ve kazanılan deneyim, bu eğitimlerde öne çıkan ortaöğretim eğitimcilerin katıldığı özel bir oturumda ele alındı. "Anadolu Coğrafyasında AIDS" adlı oturumda çeşitli yurt köşelerinden gelmiş hekimler, salgından ne ölçüde etkilendikleri, salgının hangi yolla üzerlerine gelmekte olduğu konusundaki bilgi ve deneyimlerini paylaştılar.Açılışta konuşan İzmir Valisi Alaattin Yüksel, AIDS ile mücadele hedefini taşıyan sivil toplum kuruluşlarının çabalarına destek verme anlayışı taşıdığını, bu nedenle AIDS ile Mücadele Derneği'nin tüm illerimizde güçlendirilmesini salgınla mücadelede önemli bulduğunu belirtti.

Açılışın önemli bir konuşmacısı Birleşmiş Milletler AIDS Organizasyonu UNAIDS'in Türkiye Danışmanı Dr.Mehmet Kontaş, AIDS'li dünyada yerimizi ve gidişimizi açıklayan önemli bir değerlendirmede bulundu. Türkiye, Birleşmiş Milletler'in 2001 yılında oluşturduğu 103 maddelik uluslar arası ortak mücadele ilke ve kararlarına imza atmış, fakat bu imzanın gerektirdiği performansı gösterememişti. Sağlık Bakanlığı'nın çağrısı ile 1987'de Yüksek AIDS Kurulu, 1993'te AIDS Danışma Kurulu, 1998'de Ulusal AIDS Komisyonu oluşturulmuştu ama, Dr.Kontaş' a göre Türkiye AIDS ile mücadelede adeta gözü kapalı bir yerlere gitmeye çalışır gibiydi.

Bu gidişin insan yaşamlarına yansıması kuşkusuz acı vericidir ve acı verecektir.HIV-taşıyıcısı olduğunu öğrenmiş, İstanbul'da akrabalarının yanında yaşamını sürdüren Doğulu bir gencin, hasta olduğu fark edilip evden atılacağı korkusu içerisinde ilaç içmek istememesi örneği, AIDS konusunda toplumdaki önyargıları yenemememizin, insanlarımıza gereken sosyal, ruhsal destekleri sağlayamamamızın ağır sonucunu adeta yüzümüze çarpıyor. HIV-pozitif arkadaşı, önümüzün kış olduğunu, bu nedenle ilaçları edinip, sokakta bir yerlere saklayarak içebileceğini öğütlüyor kendisine...

1 Aralık Dünya AIDS Günü, ülkemizde katı ahlakçı, tutucu yargılarla insana dair gerçeklerin görmezden gelinmeyeceği, AIDS mücadelesinin önyargılı değerlendirmelerle zayıflatılıp geriletilmeyeceği bir yaklaşımın egemen olmak zorunda olduğunu hepimize hatırlatmalıdır.


Yorumlar (1)
Aids li hastalar görünce üzülüyorum. Tedavi imkan? var fakat maalesef teavinin verdi?i mükemmel sonuca inanm?yorlar veya inanmak istemiyorlar. çok rahat ?ekilde tedavisi mümkün. Emin olun beni dinleyen ve bitkisel tedaviyi uygulayan her hasta 3 ayda sa?l???na kavu?ur.
ali tarafından | 2008-01-18 13:58:24.0 tarihinde yazıldı.
Bu sayfa yorumlara kapatılmıştır.

Editör Bilgileri

Toplum Sağlığı Görevlisi

TOPLUM SAĞLIĞI GÖREVLİSİ


Editöre Ulaşın

En Son Güncellenenler

uyku
kazimkoyuncu
peyzaj
ahmedarif
apiterapi
cahitsitkitaranci
disci

Uzerine.com Copyright © 2005 Uzerine.com
uzerine.com Ana Sayfa | Gizlilik Sözleşmesi | Üye Girişi